Kriz Dönemlerinin Öngörülemezliği

Koronavirüs tüm dünyada etkisini sürdürmeye devam ediyor, ama şüphe yok ki bazı ülkeler bu salgından daha çok etkilendi. Araştırmacılar, bu ülkelerin Koronavirüse karşı önlem almakta geciktiklerini ve bu nedenle daha kötü senaryolarla karşılaşmak zorunda kaldıklarını iddia ediyorlar. Böyle bir açıklama akıllara şu soruyu getiriyor: Neden böylesi bir kriz, gelişmiş ülkeler tarafından dahi öngörülemedi?

İngiltere ilk Covid-19 vakasını artık virüsün tüm dünyaya çoktan yayıldığı bir zamanda, ocak ayının sonlarına doğru bildirdi. Fakat, mart ayının ortasına kadar Başbakan Boris Johnson vatandaşlara sosyal izolasyon, seyahat kısıtlaması veya sosyal mesafe konusunda herhangi bir uyarıda bulunmadı. 23 Mart tarihinde ülke belirli kısıtlamalar ve karantina uygulamaya başladı. İngiliz halk sağlığı uzmanları bunun virüs yayılımını durdurmakta geç kalınmış bir zaman olduğunu belirtti ve Johnson hükümetine sert eleştirilerde bulundu.

Donald Trump Koronavirüsle mücadelede kaotik bir yol izledi. Covid-19 test kitleri sınırlı sayıda olduğu için ülkedeki vaka sayısının belirlenmesi zorlaştı. Daha da kötüsü, Trump bu virüsü büyük bir tehdit olarak görmedi, mevsimsel bir grip ile karşılaştırdı. Amerika`nın ise virüse karşı diğer ülkelerden daha etkili bir politika izlediğini iddia etti.

Dünyanın teknolojik ve kurumsal olarak bu kadar gelişmiş iki ülkesi nasıl oluyordu da böyle bir virüsün etkilerini, neden olacağı krizleri öngöremedi ve etkili önlemler alamadı? 1980`li yıllardan bu yana yapılan bilimsel çalışmalar, bireylerin ve kuruluşların acil bir durumun belirtilerini gözden kaçırmalarına neden olan pek çok bilindik psikolojik süreç olduğunu ortaya koyuyor.  

Psikoloji literatürü, bu durumun önemli bir nedeni olarak Optimistic Bias (İyimserlik Yanlılığı) teorisini gösteriyor. 1980 yılında, psikolog Neil Weinstein iyimserlik yanlılığı teorisi üzerine ilk çalışmayı yaptı. Weinstein, bireylerin kendi gelecekleri konusunda fazla iyimser olduğunu iddia etti ve bu konuda önemli bir araştırma başlattı. Yaklaşık 200 öğrenciye verilen kartlar üzerinde kansere yakalanma, iyi bir eş bulma, ev sahibi olma, engelli bir çocuğa sahip olma veya boşanma gibi pozitif ve negatif durumları deneyimleme ihtimallerini puanlamalarını istedi. Araştırma sonucu gösterdi ki deney grubundaki öğrencilerin yarısından fazlası pozitif durumları yaşama ihtimallerinin daha fazla olduğuna inanıyorlardı.

Bu alanda bir başka çalışma Londra Üniversitesi Öğretim Üyesi Tali Sharot tarafından yapıldı. Sharot, kişilerin iyi haberlere inanma olasılığının kötü senaryolara inanma olasılığından her zaman daha fazla olduğunu ortaya koydu. İyimserlik yanlılığının Covid-19 konusundaki inançlarımızı nasıl etkileyebileceğini hayal etmek kolay olsa gerek. Sharot, salgın sürecinde virüsün kısa sürede etkisini yitireceği, yakın zamanda normale dönüleceği gibi haberlere insanların daha fazla inandığını, kabullendiğini; fakat bu sürecin uzayacağını, daha kötü durumlarla karşılaşılacağı yöndeki haberlerin ise kişiler tarafından göz ardı edildiğini veya inanılmadığını düşünüyor. Öyle ki, bu tarz kötü haberlere verilen tepkiler de insanların her şeyin yoluna gireceği konusundaki iyimserlik yanlılığını kanıtlar nitelikte.

Araştırmacılar iyimserlik yanlılığının salgınla mücadelede bir engel ve hatta kimi zaman tehdit oluşturduğunu iddia ediyor. Londra Üniversitesi`nden Toby Wise`ın 1591 Amerikalı üzerinde virüs hakkındaki inançları ve eylemleri konusunda yaptığı araştırma kişilerin zaman içerisinde farkındalıklarının ve önlemlerinin arttığını; ancak kendilerinin virüse yakalanma ihtimalini her zaman hafife aldıklarını gösterdi.

Benzer şekilde, Hamburg-Eppendorf Üniversitesi Tıp Merkezi’nden Benjamin Kuper-Smith ve meslektaşları İngiltere, ABD ve Almanya’daki insanlar üzerinde bir araştırma yürüttü. Gönüllüleri sadece enfekte olma risklerini küçümsemekle kalmadı, aynı zamanda virüsü başkalarına geçirme ihtimalini de göz ardı ettiler.

İyimserlik Yanlılığı teorisinin bireylerin, yöneticilerin ve kuruluşların krizlere cevap verebilme konusundaki davranış ve inançlarını nasıl etkilediği son zamanlarda yapılan araştırmalar ve deneylerle kanıtlanmış durumda. Psikologlar iyiye olan inancın kişiyi yüksek stresten uzak tutarak bağışıklığı desteklediği konusunda önemli etkisi olduğunu belirtirken, her zaman dozunda tutulan kaygının da Covid-19 ile mücadelede stratejik rolüne vurgu yapıyor. Bilim insanları, salgın dönemlerinde gereksiz iyimser yargıların bir kenara bırakılıp, her an enfekte olabilme ihtimalini aklımızda tutarak krize cevap vermenin ve etkili önlemler almanın temel koşul olduğunu belirtirken, aksi bir durumun da ülkeleri daha kötü senaryolara sürükleyebileceği konusunda uyarıyor.

Tutku AKIN

Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlke ve İnkılapları Tarihi Enstitüsü  

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s