Koronavirüs Efsaneleri Nasıl Bu Kadar İnandırıcı Olabiliyor?

İçinde bulunduğumuz şu günlerde Covid- 19 hakkında yalan yanlış bilgiler, uygulamalar, tedbirler en az salgının kendisi kadar hızla yayılıyor. Öğrencilerden politikacılara kadar toplumun pek çok kesimi bunlara inanıyor ve kimi zaman sağlığa zararlı olabilecek pek çok uygulamayı virüse karşı bir tedbir olarak hiç düşünmeden paylaşıp yayabiliyorlar. Peki ama bu Covid-19 efsaneleri nasıl bu kadar inandırıcı olabiliyor? Bu bilgi kirliliğinden nasıl korunabiliriz?

90`lı yıllar HIV virüsü ile ilgili önemli bir bilgi kirliliğine şahit olmuştu. Pek çok kişi bu virüsün laboratuvar yapımı olduğunu düşünmüş ve hatta virüs tespit testlerine bile güvenmemişti. Keçi sütünün ise virüsü iyileştirici olduğuna inanılmıştı. Şimdi ise benzer bir bilgi kirliliği furyasını Koronavirüs konusunda yaşamaktayız. Şüphe yok ki böylesi bir durum kriz ortamını hararetlendirmekte ve en az virüsün kendisi kadar tehlike arz etmekte.

Facebook, Whatsapp, Twitter paylaşımları Covid-19 efsanelerinin yayılma alanları olmuş durumda. Pek çok gönderi virüse karşı nasıl korunmamız, ne yapmamız gerektiği konusunda kimi zaman sağlık personellerinin dahi tepkisini çeken içeriklerle dolu. Güneş ışığının virüse karşı öldürücü olduğu, alkol tüketiminin virüse yakalanma riskini düşürdüğü, sıcak havanın önleyiciliği, bol su içmenin Koronavirüse karşı etkili olduğu bu efsanelerden sadece birkaçı. Öyle ki, Dünya Sağlık Örgütü bile bu tarz yanlış bilgilerin inandırıcılığını ve yayılımını engelleyebilmek adına bunları web sitesinde “Korona Mitleri” adı altında yayınlamakta.

Korona virüse karşı yapılan bu tarz yanlış uygulamalar aslında virüsün kendisinden daha öldürücü. Geçen hafta İran`dan gelen bir haber Koronavirüse yakalanmamak için etil alkol tüketen pek çok kişinin hastanelik olduğunu gösterdi. Peki ama nasıl oluyor da bu tarz söylentiler uygulamaya geçecek kadar inandırıcı olabiliyor?
Cornell Üniversitesi Psikiyatri mezunu Kelly Brogan bu konuda önemli açıklamalara sahip. Brogan bu tarz efsanelere inandırıcılık katan şeyin devamlı bir bilgi akışına maruz kalmamız olduğunu düşünüyor. Televizyondan, sosyal medya uygulamalarından, aynı evi paylaştığımız insanlar tarafından devamlı ve hızlı bir bilgi akışına maruz bırakıldığımızı ve böyle bir akış içinde, salgının da yaratmış olduğu korku ve panik ile artık zihnimizin duyduğu ya da gördüğü pek çok haberi sorgulamadan içselleştirdiğini ve hatta uygulamaya geçirmemize neden olduğunu iddia ediyor Brogan.

Covid-19 efsanelerinin inandırıcılığı konusunda çalışmalar yapan bir diğer isim ise Avustralya Ulusal Üniversitesi`nden Eryn Newman. Newman, sosyal medya paylaşımlarının görselliğinin bizi bu söylentilere inandırmakta etkili olduğunu düşünüyor. Covid-19`u temsil eden basit bir görsel ile paylaşılan bu tarz yanlış bilgilerin ilgi çekici olmasının yanında, insan zihninin gönderinin doğruluğuna ve güvenilirliğine olan inancını arttırdığını iddiaa ediyor Newman`a göre, örneğin, yeni bir tedavi hakkında bazı iddialara eşlik eden bir virüsün genel görüntüsü, ifadenin kendisinin bir kanıtı olmasa bile genel senaryoyu görselleştirmemize yardımcı oluyor.

Benzer bir nedenle, Covid-19 ile ilgili doğruluğu teyit edilmemiş bir haber ya da bir sosyal medya paylaşımı açıklayıcı bir dil ve canlı kişisel hikayeler içeriyor olabilir. Ayrıca yeterince inandırıcı hissettirmek adına tıbbi terminoloji ve yine doğruluğu kanıtlamayan birtakım istatistiksel veriler de içeriyor olabilir. Ayrıca, Newman ister aynı metinde ister birden fazla mesajda olsun basit bir ifadenin tekrarının bile olgusal doğrulukla karıştırdığımız aşinalık duyguları vasıtasıyla gönderinin zihnimiz için gerçekliğini arttırdığını iddia ediyor.

Son olarak, pek çok araştırmacı-psikolog sosyal medyayı kullanmaktaki adaptasyonlarımızın da bu bilgi kirliliğini arttırma yolunda bir etken olduğunu iddia ediyor. Regina Üniversitesi Psikoloji bölümünde araştırmacısı Gordon Pennycook pek çok sosyal medya kullanıcısının zihinlerini gönderinin gerçekliğini sorgulamaya değil o içeriği bir an önce paylaşmaya odaklandığını, bu yüzden de düşünmeden paylaşımda bulunarak bilgi kirliliğine neden olduklarını iddia ediyor.

Bu bilgi kirliliğinden korunmak için ise uzmanlar sosyal medya platformlarında düşünmeden paylaşımda bulunmamayı ve çok fazla bilgi akışına maruz kalmamamızı öneriyor. Covid-19 ile mücadele etme biçimlerimiz gibi, en az virüsün kendisi kadar hayati tehlike arz eden yanlış bilginin yayılmasıyla mücadele etmek için de çok yönlü bir yaklaşıma ihtiyacımız olacak gibi görünüyor.

Tutku Akın 

Koronavirüs Efsaneleri Nasıl Bu Kadar İnandırıcı Olabiliyor?” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s